ENGLISH
  Güncelleme: 15/11/2022

Avrupa Birliği'nin Tarihçesi

Birleşmiş Avrupa ülküsü, gerçek bir siyasi projeye dönüşüp ülkelerin hükümet politikalarında uzun vadeli bir hedef haline gelmeden önce, sadece filozoflarla önsezili kimselerin düşüncelerinde yaşıyordu. Avrupa Birleşik Devletleri hümanist ve barışçı bir hayalin parçasıydı. Avrupa yüzyıllarca, sık sık yaşanan kanlı savaşlara sahne oldu. 1870-1945 yılları arasında Fransa ve Almanya üç kez savaştılar. Bu savaşlarda birçok insan yaşamını kaybetti. Bu felaketler üzerine bazı Avrupalı lider ve düşünürleri, barışın sürdürülebilmesinin tek yolunun, ülkelerinin ekonomik ve siyasi yönlerden birleşmesi olduğu fikrine vardılar. Avrupa'da ulusal uzlaşmazlıkları aşabilecek bir örgütlenmenin kuruluşu İkinci Dünya Savaşı sırasında totaliter yönetimlere karşı savaşan direniş hareketlerinden kaynaklandı.

Schuman Planı

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Avrupalı devlet adamlarının Avrupa'da kalıcı bir barış oluşturma çabaları hız kazandı. Robert Schuman (Fransa Dışişleri Bakanı), Eski Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri Jean Monnet'in tasarısına dayanarak, 9 Mayıs 1950 tarihinde, Avrupa Devletlerini, kömür ve çelik üretiminde alınan kararları bağımsız ve uluslarüstü bir kuruma devretmeye davet etti. Schuman Planına göre, Avrupa'da bir barışın kurulabilmesi için Fransa ve Almanya arasında yüzyıllardır süregelen çekişmenin son bulması gerekiyordu. Bunun yolu ise, söz konusu kurumun gözetiminde, ortak kömür ve çelik üretimini sağlamak ve bu örgütlenmeyi tüm Avrupa devletlerinin katılımına açık tutmaktı.

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT)

Schuman Deklarasyonunun bir sonucu olarak, 1951 yılında, Belçika, Federal Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya ve Hollanda'dan oluşan 6 üye ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) kuruldu. Söz konusu Topluluğun Yüksek Otoritesi'nin ilk başkanı ise, Schuman Deklarasyonu'na ilham veren bu fikrin sahibi Jean Monnet oldu. Böylece, savaşın ham maddeleri olan kömür ve çelik, barışın araçları oluyor; dünya tarihinde ilk defa devletler kendi iradeleri ile egemenliklerinin bir kısmını ulusüstü bir kuruma devrediyordu.

Roma Antlaşması ve Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)

Altı üye devlet, 1957'de, işgücü ile mal ve hizmetlerin serbest dolaşımına dayanan bir ekonomik topluluk kurmaya karar verdiler. Böylece, kömür ve çeliğin yanı sıra diğer sektörlerde de ekonomik birliği kurmak amacıyla, 1957'de Roma Antlaşması imzalanarak Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kuruldu. AET'nin amacı, malların, işgücünün, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaştığı bir ortak pazarın kurulması ve en nihayetinde siyasi bütünlüğe gidilmesiydi.

Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM)

Avrupa Ekonomik Topluluğu gibi, Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (EURATOM) da 1 Ocak 1958 tarihinde yürürlüğe giren Roma Antlaşması ile kuruldu. Topluluğun amacı, nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla ve güvenli biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla üye devletlerin araştırma programlarını koordine etmek olarak belirlendi.

Füzyon Antlaşması ve Avrupa Toplulukları

1965 yılında imzalan Füzyon Antlaşması (Birleşme Anlaşması) ile yukarıda adı geçen üç topluluk (Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu) için tek bir Konsey ve tek bir Komisyon oluşturularak, bu Topluluklar, Avrupa Toplulukları adı altında anılmaya başlandı.

Gümrük Birliği

Mamul mallarda gümrük vergileri, planlanandan önce 1 Temmuz 1968'de kaldırıldı; özellikle tarım ve ticaret politikaları olmak üzere ortak politikalar 1960'ların sonunda yerli yerine oturmuştu.

İlk Genişleme Dalgası

Altılar'ın başarısı Birleşik Krallık, Danimarka ve İrlanda'yı Topluluk üyeliğine başvurmaya yöneltti. General de Gaulle yönetimindeki Fransa'nın 1963'de ve 1967'de İngiltere'nin üyeliğine karşı iki kez veto yetkisini kullandığı çetin bir pazarlık dönemini takiben, bu üç ülke 1973'te üye oldular.

1980'ler: Topluluk Güneye Doğru Genişliyor

Topluluk 1981'de Yunanistan'ın, 1986'da da İspanya ve Portekiz'in katılmalarıyla güneye doğru genişledi. Böylece, üye sayısı 12'ye ulaştı.

Avrupa Tek Senedi

Dünyadaki durgunluk ve mali yükün paylaşımı konusundaki iç çekişmeler 1980’lerin başlarında bir "Avrupa karamsarlığı" havasının doğmasına neden oldu. Ancak, 1984'ten sonra bunun yerini Topluluğun canlandırılması konusunda daha umutlu beklentiler aldı. Jacques Delors başkanlığındaki Komisyonun 1985'te hazırladığı Beyaz Kitap’a dayanarak Topluluk, 1 Ocak 1993'e kadar tek pazar oluşturmayı kendisine hedef edindi. Avrupa Tek Senedi, 17 Şubat 1986'da Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, Lüksemburg ve Portekiz tarafından, 28 Şubat 1986'da ise Danimarka, İtalya ve Yunanistan tarafından imzalandı.

1987 yılında yürürlüğe giren Avrupa Tek Senedi ile Avrupa Topluluklarını kuran Antlaşmalar kapsamlı bir biçimde değişikliğe uğradı.

Maastricht Antlaşması ve Avrupa Birliği

Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ardından 3 Kasım 1990'da iki Almanya'nın birleşmesi, Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinin Sovyet denetiminden kurtulmaları ve demokratikleşmeleri, Aralık 1991'de de Sovyetler Birliği'nin çözülmesi Avrupa'nın siyasi yapısını baştan aşağı değiştirdi. Üye devletler bağlarını güçlendirme kararlılığıyla, temel özellikleri 9-10 Aralık 1991'de Maastricht'te toplanan Avrupa Birliği Zirvesi'nde kararlaştırılan yeni bir Antlaşmanın müzakerelerine başladılar. Maastricht Antlaşması, diğer adıyla Avrupa Birliği Antlaşması, 1 Kasım 1993 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu antlaşma ile 1999'a kadar parasal birliğin tamamlanmasına, Avrupa vatandaşlığının oluşturulmasına ve ortak dış ve güvenlik ile adalet ve içişlerinde işbirliği politikalarının meydana getirilmesine karar verildi.

Maastricht Antlaşması ile üç sütunlu Avrupa Birliği yapısı oluşturuldu. Bu yapının ilk sütununu Avrupa Toplulukları (AKÇT, AET ve EURATOM), ikinci sütununu "Ortak Dışişleri Güvenlik Politikası", üçüncü sütununu ise "Adalet ve İçişleri" oluşturuyordu.

Yeni Bir Genişleme: Avusturya, Finlandiya, İsveç

1995 yılında, Avusturya, Finlandiya İsveç'in katılımıyla, Avrupa Birliği'nin üye sayısı 15'e yükseldi.

Ekonomik ve Parasal Birlik

Avrupa ortak para birimi olan Avro, 1 Ocak 2002 tarihinde resmen tedavüle girerek, 12 ülkede kullanılmaya başlandı.

Son Genişleme Dalgaları

2004 yılında, Avrupa Birliği'nin tarihindeki en büyük genişleme dalgası gerçekleşti ve 10 yeni ülke (Çek Cumhuriyeti, Estonya, GKRY, Letonya, Litvanya, Macaristan, Malta, Polonya, Slovakya ve Slovenya) Avrupa Birliği'ne katıldı. 2007 yılında, Bulgaristan ve Romanya'nın katılımıyla AB'nin üye sayısı 27'ye yükseldi. 2013 yılında Hırvatistan'ın katılımıyla Avrupa Birliği’ne üye devlet sayısı 28'e ulaştı.

Lizbon Antlaşması

Avrupa Birliği'nin derinleşme sürecindeki son önemli aşama, 2007 yılında imzalanan ve 2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması ile gerçekleşti. Bu antlaşma ile temel olarak, AB'nin karar alma mekanizmalarındaki tıkanıklıkların giderilmesi ve Birliğin daha demokratik ve etkili işleyen bir yapıya kavuşması hedeflendi. Bu hedef doğrultusunda kapsamlı değişikliklere gidilerek, Avrupa Topluluğu'nu kuran Antlaşmanın adı "Avrupa Birliği'nin İşleyişi Hakkında Antlaşma" olarak değiştirildi.

2008 Küresel Finans Krizi ve Avrupa Birliği

2008 yılında ortaya çıkarak tüm dünyayı saran küresel krizden önemli derecede etkilenen AB ülkeleri, kamu açığının yükselmesi, rekabet gücünün azalması, işsizliğin artması ve düşük ekonomik büyüme gibi ekonomik ve mali sorunlarla karşı karşıya kaldılar. Krizin olumsuz etkileri AB'de de ciddi boyutlarda hissedildi ve Avro Alanı ekonomisi 2009 yılında yüzde 4,1 oranında küçülerek tarihindeki en büyük daralmayı yaşadı. Yaşanan küresel kriz, AB ülkelerinin mali yapılarını etkileyerek kamu açıkları ve borç stoklarının önemli ölçüde artmasına ve birçok üye ülkede kamu maliyesinin sürdürülebilirliğinin tehlikeye girmesine neden oldu. 2010 yılında Yunanistan’da patlak veren borç krizi, kısa sürede diğer Avro Alanı ülkelerini de etkiledi ve küresel kriz AB’de borç krizi ve ekonomik krize dönüştü. Üye ülkelerde istikrar programları ve kurtarma paketleri uygulandı.

Sözkonusu sorunlarla başa çıkabilmek üzere, Avrupa 2020 Stratejisi, Avrupa Finansal İstikrar Mekanizması (EFSM), Avrupa Finansal İstikrar Fonu (EFSF), Avrupa Sömestri,  Avro Paktı, Altılı Paket, Avrupa İstikrar Mekanizması (ESM), Bankacılık Birliği gibi mekanizmalar tesis edilerek AB’nin küresel krizin etkilerinin üstesinden gelmesi için çaba gösterildi.

Bunların yanı sıra, 26 Temmuz 2010 tarihinde Avrupa Dış Eylem Servisi kuruldu. Birlik Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi’ne, Birliğin Ortak Dış ve Güvenlik Politikası'nı yürütme konusunda yardımcı olmak üzere kurulan bu Servis, Konsey ve Komisyon’un Genel Sekreterlikleri'nin ilgili bölümlerinde görevli memurlar ile üye devletlerin diplomatik birimlerince görevlendirilmiş personelden oluşturuldu.

2012 yılında ise AB Nobel Barış Ödülü'ne layık görüldü. Nobel Barış Ödülü AB’ye, Avrupa’da barış, uzlaşma, demokrasi ve insan haklarının ilerletilmesine katkısından dolayı 10 Aralık 2012 tarihinde düzenlenen törenle verildi.

Avrupa Birliği’nin Çoklu Krizleri

Avro Bölgesi krizinin ardından her ne kadar ekonomik olarak bir toparlanma evresine girmişse de, düzensiz göç krizi, Brexit, aşırı sağ ve popülist akımların yükselişi gibi sınamalar nedeniyle AB pek çok sorunla karşı karşıya kaldı.

2015 yılında patlak veren düzensiz göç krizi, hem Schengen Bölgesi’nin işlerliğinin sorgulanmasına yol açtı, hem de üye devletler arasında fikir ayrılıklarını ortaya çıkardı. AB, düzensiz göç krizinin üstesinden gelmek için Türkiye’yle 18 Mart Mutabakatını tesis etti. 18 Mart Türkiye-AB Mutabakatı kapsamında yer alan 1’e 1 Uzlaşısı sayesinde, Ege Denizi rotasından AB’ye doğru olan göç akımı önemli ölçüde azaldı ve göçmenlerin hayatlarını kaybetmelerinin önüne geçildi.

Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılma kararı ise AB açısından önemli bir sınama teşkil etti. AB tarihinde ilk defa bir üye devlet ayrılma yolunda bir adım attı. Birleşik Krallık 23 Haziran 2016 tarihinde yaptığı referandumda yüzde 52 oyla AB’den ayrılmaya (Brexit) karar verdi. Başbakan Theresa May, Birleşik Krallık’ın AB’den çıkmasına ilişkin resmi bildirimini içeren mektubu AB Konseyine 29 Mart 2017 tarihinde tevdi etti. 25 Kasım 2018 tarihinde Brexit’e ilişkin siyasi deklarasyon AB üye devletleri tarafından onaylandı. Ancak Birleşik Krallık parlamentosunda çekilme koşullarına ilişkin uzlaşı sağlanamaması sebebiyle 10 Nisan 2019 tarihli AB Zirvesinde Brexit 31 Ekim 2019’a kadar ertelendi. Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılması süreci uzun bir belirsizliğin ardından 31 Ocak 2020 tarihinde Birleşik Krallık’ın AB üyeliğinden resmen çekilmesiyle önemli bir aşamayı geride bıraktı. 1 Şubat 2020 tarihinde Çekilme Anlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle başlayan süreç hem Birleşik Krallık’ın AB üyesi olmasa dahi Birlik kuralları ile yargı yetkisine bağlı olduğu ve AB bütçesine katkıda bulunmayı sürdürdüğü 31 Aralık 2020 tarihine kadar devam etmesi öngörülen geçiş dönemini başlattı, hem Birleşik Krallık ile AB arasında gelecekteki ilişkilerin mahiyetine karar verileceği ikinci tur müzakerelere geçiş imkânı sağladı.

Bütün bunlara, kriz ortamından beslenerek yükselişe geçen aşırı sağ akımların yabancı düşmanlığı, AB karşıtlığı üzerinden siyaset yapmaları ve merkez partilerin de bu söylemlere karşı alternatif söylemler geliştirememesi de eklenince Avrupa’nın sorunları daha da büyüdü. Geçtiğimiz yıllarda Avrupa’nın önde gelen ülkelerinde aşırı sağ ve popülist partilerin oy oranlarını artırması, hatta iktidar ortağı olması AB’nin savunduğu değerleri adeta sorgulamaya açtı. En son 23-26 Mayıs 2019 tarihlerinde yapılan Avrupa Parlamentosu seçimleri ise Avrupa’da aşırı sağ ve popülist akımların yükseliş eğiliminin sürdüğünü gösterdi.

2020 yılından itibaren devam etmekte olan COVID-19 salgını ise, tüm dünyada olduğu gibi AB’de de hem kamu sağlığını tehdit etmesi hem de büyük bir ekonomik durgunluğa yol açması bakımından, AB’yi olumsuz yönde etkiledi. AB’nin COVID-19 krizine verdiği yanıt, Komisyon’un mali piyasalarda toplanacak ve büyük ölçüde hibe olarak dağıtılacak 750 milyar avroluk bir kurtarma fonu önerisinin kabul edilmesiydi. Buna ek olarak AB, kamu sağlığı politikasında da ciddi bir atılım gerçekleştirdi:  Ortak bir aşı tedarik programı üzerinde anlaşmaya varıldı ve tüm üye devletlerin aşılara eşit erişimi sağlandı.

Son olarak Rusya-Ukrayna savaşı AB liderlerinin, 11 Mart 2022 tarihli Versay Zirvesi'nde ifade ettiği üzere, savaş "Avrupa tarihinde bir tektonik kırılma" yarattı. Güvenlik ve savunma başta olmak üzere, enerji, ekonomi ve göç gibi alanlarda AB’nin ortaklıklarını güçlendirme ve yeni politikalar geliştirme ihtiyacı görüldü.

Avrupa Birliği’nde Çözüm Arayışları

AB’nin geçtiğimiz dönemde, mali kriz, Brexit, düzensiz göç, aşırı sağın ve popülizmin yükselişi ve transatlantik ilişkilerde gerginlikler gibi pek çok farklı sınamayla karşılaşmıştır. Bu krizlerin derinleşmesi, AB içerisindeki ayrışmaları (üye devletler, AB kurumları, vatandaşlar, STK’lar vb.) ve eksiklikleri ön plana çıkararak, AB’nin işleyişinin sorgulanmasına ve geleceğinin tartışmaya açılmasına neden olmuştur. Bunlara ek olarak, uluslararası konjonktürde yaşanan değişim ve belirsizlik, sistemin tüm aktörlerini olduğu gibi AB’yi de ciddi biçimde etkilemiş; Birliğin değişen koşullara uyum sağlamak için yeniden yapılanması ve küresel rolünü güçlendirmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

Bu ihtiyaçlar çerçevesinde, son yıllarda, AB’nin geleceğini tartışmak ve yeniden yapılanmaya yönelik bir yol haritası belirlemek amacıyla bazı girişimlerde bulunulmuştur. 16 Eylül 2016 tarihli Bratislava Zirvesi’nin ardından yayınlanan bildiriyle başlayan, Roma Antlaşması’nın 25 Mart 2017’deki 60. yıldönümü vesilesiyle yayımlanan Roma Bildirisi ile devam eden ve 9 Mayıs 2019’da ilan edilen Sibiu Bildirisi ile hız kazanan Avrupa bütünleşmesine bağlılık açıklamaları ve reform arayışları, bu girişimler arasında en öne çıkanlardır.

Avrupa’nın Geleceği Konferansı (AGK) da, bu sorgulama ve arayışların bir devamı olarak, Avrupa’nın geleceğinin AB vatandaşlarının da katılımına imkân verecek şekilde tartışılacağı bir platform olarak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından önerilmiştir. AGK’nın resmi açılışı 9 Mayıs 2021 Avrupa Günü'nde hibrit şekilde yapılmıştır. Konferansın amacı “AB vatandaşlarını ve gündelik hayatı etkileyen tüm hususların tartışılmasını sağlamak ve Avrupa’yı herkes için daha iyi bir yer haline getirmek” olarak ilan edilmiştir. AGK’ya AB vatandaşları, AB kurumları, ulusal, bölgesel ve yerel kurumlar, sivil toplum kuruluşları katılım sağlamıştır.

Konferans, “Çok Dilli Dijital Platform”, “Avrupa Vatandaş Panelleri”, “Ulusal Vatandaş Panelleri”, “Merkezi Olmayan Etkinlikler” ve “Konferans Genel Kurulu Toplantıları” şeklinde dört bileşen çerçevesinde yürütülmüştür. Çok Dilli Dijital Platformun yanı sıra, 4 adet Avrupa Vatandaşları Paneli, 6 adet Ulusal Vatandaşlar paneli, binlerce ulusal ve yerel etkinlik ve 7 adet Genel Kurul Toplantısı düzenlenmiştir.

Söz konusu Konferans 9 Mayıs 2022 Avrupa Günü’nde Strazburg’da düzenlenen bir törenle sona ermiştir. Konferans sonucunda açıklanan AB kurumlarının ve işleyişinin reform edilmesine yönelik 49 öneriye odaklanan nihai raporda, iklim değişikliği ve çevre, sağlık, daha güçlü bir ekonomi, sosyal adalet ve istihdam, dünyada daha güçlü AB, değerler ve haklar, hukukun üstünlüğü, güvenlik, dijital dönüşüm, Avrupa demokrasisi, göç, eğitim, kültür, gençlik ve spor alanlarında öneriler sıralanmıştır.

Avrupa Komisyonunun AB tarihçesi sayfasına ulaşmak için tıklayınız.

Avrupa’nın Geleceği Konferansı hakkında detaylı bilgiye ulaşmak için tıklayınız.


Güncelleme: 15/11/2022 / Hit: 957,639