ENGLISH
  Güncelleme: 17/05/2017

AB Bakanı Ömer Çelik Adana’da AK Parti İlçe Başkanlıklarını Ziyaret Etti

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik Adana programı kapsamında AK Parti Kozan, Sarıçam ve Yüreğir İlçe Başkanlıklarını ziyaret etti.

AB Bakanı Ömer Çelik AK Parti Kozan İlçe Başkanlığında yaptığı konuşmada 16 Nisan'da, Türkiye'nin demokratik olgunlukla, fikirlerin özgür biçimde tartışıldığı bir şekilde sandık başına gideceğini söyledi.

Ülkede demokrasi olmasının ve sandığa gidilmesinin önemine değinen Bakan Ömer Çelik, "Etrafımızdaki çeşitli ülkelerdeki krizlere baktığınızda, en büyük meselenin, fakirliğin de güvenlik yoksun oluşun da bedel ödeten krizlerin de sebebi, insanların sandıktan uzak olması, sandık yoluyla yönetimi tayin edememesi olduğunu görüyoruz." diye konuştu.

AB Bakanı Ömer Çelik, bunun en acı örneğinin Suriye'de görüldüğünü vurgulayarak, "Suriye'de insanlar tek bir şey istiyorlardı, 'özgür bir şekilde bir sandık kurulsun, sonuç olarak biz kendi cumhurbaşkanımızı, başbakanımızı, hükümetimizi bu şekilde seçelim' istiyorlardı. Esasında Arap devrimleriyle halkların istediği şey de buydu. Tunus'ta, Libya'da, Suriye'de bu insanlar baskıdan bunalmışlardı, sandık yoluyla iktidarları değiştirmek istiyorlardı. Bunların çoğu barışçıl gösteri olarak başladı. Fakat bu barışçıl gösterilere oradaki yönetimlerin şiddetle, insanların kanını dökerek cevap vermesi maalesef 'bahar' olarak başlayan şeyi bugün bir kabusa dönüştürmüş durumda." ifadesini kullandı.

Özgür dünyanın da bu insanların demokrasi taleplerine yeterince cevap vermediğinin altını çizen AB Bakanı Ömer Çelik, şöyle konuştu:

"Suriye gibi yerlerde bunun çok acı sonuçlar doğurduğunu görüyoruz. Bugünlerde İdlib'de olduğu gibi insanların kimyasal silahlarla öldürüldüğü bir tabloyla karşı karşıyayız. Esasında bu noktaya göz göre göre gelindi. Bu işler başladığında Esed için biz Türkiye olarak 'Esed'in bir meşruiyeti kalmamıştır, bir katliam rejimini yönetiyor, bir katliam şebekesinin başıdır' dediğimizde, herkes tuttu 'Esed giderse yerine kim gelir veya Esed giderse buraya DEAŞ mı yerleşir' gibi bir takım argümanlarla bir takım bahaneler ürettiler. Esasında olayların ilk başında orada DEAŞ de yoktu, olaylar ilerledikçe Esed oralarda belli bölgelere hem PYD'yi hem DEAŞ'ı yerleştirdi. Esed'in görevde kalma süresinin uzamasıyla, PYD terör örgütünün oradaki başka halklara, kendisinden olmayan Kürtlere, Araplara, Türkmenlere zulmetmesine, Esed'in çeşitli yerlerde PYD'yi, çeşitli yerlerde de DEAŞ'ı kullanarak kendisine güvenli alan oluşturmasına tanıklık ettik."

AB Bakanı Ömer Çelik, Esed rejimine yönelik değerlendirmelerde bulunarak konuşmasını şöyle sürdürdü:

 "Dünyanın büyük devletleri, 'Eğer Esed hava kuvvetlerini kullanırsa bu bizim kırmızı çizgimizdir.' denildi. Bu kırmızı çizgi Esed tarafından defalarca ihlal edildi. Kendi hava kuvvetlerini kullanarak insanlarını öldürdü. Arkasından, 'Eğer kimyasal silah kullanırsa bu bizim kırımızı çizgimizdir.' denildi. Esed o kırmızı çizgiyi de defalarca ihlal etti. İnsanları kimyasal silahla öldürdü. İngiltere Dışişleri Bakanı da değerlendirmede bulunmuş, Esed 2013'te bu kimyasal silahları kullandığı zaman ona gereken cevabın verilmemesinin neticesidir bu. Hatırlayın o zamanlar, bu mültecilerin kendi yurtlarından, ölümden kaçan insanların kendi topraklarında korunması için güvenli bölge oluşturulması fikrini ilk Cumhurbaşkanımız ortaya attı. Bunun güçlü bir şekilde desteklenmesini istedi ama bunun arkasında yeterince destek bulunamadı. Bu insanlar ölümden kaçarak Türkiye'ye geldiler, Akdeniz'e açıldılar, Avrupa'ya gittiler. Aylan bebek örneğinde olduğu gibi büyük mülteci dramları böyle ortaya çıktı."

- "İdlib'deki görüntüler bütün insanlığı utandıracak görüntüler"

AB Bakanı Ömer Çelik, Esed rejiminin düzenlediği kimyasal silah saldırısına değinerek, "Şimdi cesaretlendirilen bu katliam rejimi, katliam şebekesi, Esed'in liderliğinde yeni katliamlara imza atıyor. İdlib'den gelen görüntüler, bütün insanlığın başını öne eğdirecek, bütün insanlığı utandıracak görüntüler. Bu çağda küreselleşmeden, insan haklarının küreselleşmesinden bahsediyoruz ama bütün bu değerler Suriye söz konusu olduğunda veya bir takım mazlum coğrafyalar söz konusu olduğunda maalesef hiçbir şekilde hayata geçmiyor." değerlendirmesinde bulundu.

Yine onlarca kınama mesajı olduğuna işaret eden Bakan Ömer Çelik, şunları söyledi:

"Bu kınama mesajları Esed hava kuvvetlerini kullanırken de oldu, Esed kimyasal silahları kullanırken de oldu, şimdi İdlib'de de aynı kınama mesajları devam ediyor. Dedikleri nedir, 'kınıyoruz', gerçekçi bir çözüm bulunmalıdır. Esed, Suriye'deki terör örgütleriyle iş birliği halinde. Ama şunu unutmasınlar, bu katliamdan 3-4 gün önce Esed konusunun birincil öncelik olmadığını, birincil önceliğin DEAŞ ile mücadele olduğunu söyleyen bir takım açıklamalar gelmişti. Hatta neredeyse dünyadaki büyük güçlerden BM Güvenlik Konseyi üyelerinden bazılarının fikir değiştirdiği şeklinde bir izlenim ortaya çıkmıştı. Artık Esed'le herhangi bir problemleri yokmuş gibi. Görüldü ki orada DEAŞ'in, PYD'nin ve bütün terör örgütlerinin hamisi Esed'dir. En son da bütün bir insanlığı utandıracak, bütün bir insanlığın başını öne eğmesine sebep olacak, oradaki masumların, kadınların, bebeklerin, güçsüz insanların kanına giren bu kimyasal saldırıyı gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla tablo açıktır, Esed artık insanlık için bir test, bir sınav halindedir. İnsanlığın bu sınavı geçip geçememesi, Esed'in orada kalıp kalmamasına bağlıdır. Esed'in orada kalmasına devam etmeye dönük, BM Güvenlik Konseyinde Esed'e karşı alınacak tavırları veto etmeye dönük veya Esed'siz bir modelin mümkün olmadığını, ancak Esed'le bir modelin, geçiş döneminin mümkün olacağını söylemeye dönük, ki bu geçiş döneminin de gerçekçi bir geçiş dönemi olarak kurgulanmadığını görüyoruz, çok uzun vadelere yayılıyor, aslında onu katliamlara cesaretlendirmekten başka bir şeye gelmiyor."

- "Bu insanları ölüme terk edemezdik"

Türkiye'nin mazlumlar için önemini anlatan AB Bakanı Ömer Çelik,  "Dolayısıyla bir kere daha görüyoruz ki Türkiye'nin güçlü, birlik ve dirlik içinde olması, sadece Türkiye Cumhuriyeti içinde yaşayan yurttaşlarımızın refahı, geleceği için değil, etrafımızdaki mazlum coğrafyaların kaderi için de çok önemlidir. Buralara Türkiye'den başka koşturan, Türkiye'den başka bu konularda gerçekçi bir şekilde sesini yükselten başka bir ülke yok. Yakınımızdaki bu çocukların, milyonlarcasının Türkiye topraklarına alınması, misafir edilmesi çok açık bir tablodur." açıklamasında bulundu.

AB Bakanı Ömer Çelik, Alman Dışişleri Bakanının da "Türkiye, Ürdün, Lübnan harika işler yaptılar, ben Avrupa'da tartışmaları görünce utanıyorum." diye açıklama yaptığını aktararak, "Türkiye, bazı Avrupa ülkelerinin nüfusunun yarısı kadar mülteci barındırıyor. Bu insanlara kucak açmak bizim boynumuzun borcuydu, biz bu insanları ölüme terk edemezdik." ifadesini kullandı.

Bakan Ömer Çelik, 15 Temmuz'dan sonra ordudan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensuplarının atıldığını, ordunun, FETÖ'cülerden temizlendikten sonra daha da kuvvetlendiğini belirtti.

AB Bakanı Ömer Çelik, "El Bab'a girdik. Bakın işte El Bab'a kadar DEAŞ ile olan mücadele ne kadar büyük bir başarıyla gerçekleştirildi. Şehitler verdik, gazilerimiz var ama sonuç itibariyle bu milletin, bu devletin geleceği ortaya koyuldu." diye konuştu.

Geçmişteki bazı olayları değerlendirdiklerinde, FETÖ'cü asker üniforması giymiş katillerin Türkiye'nin güvenliğini tehlikeye attığını vurgulayan AB Bakanı Ömer Çelik, şöyle devam etti:

"Türkiye'nin geleceği parlaktır, çok daha iyi olacaktır. Bütün bunun kuvvet kaynağı ve güvencesi, vatandaşlarımızın bu gösterdikleri teveccüh, Türkiye'deki demokrasiyi korumak için hem sandıklara hem demokratik süreçlere sahip çıkmada gösterdikleri fedakarlık, 15 Temmuz gecesi terör örgütüne karşı gösterdikleri fedakarlık gibi demokrasiyi koruma ve demokratik süreçleri işletme konusunda da gösterdikleri duyarlılıktır. Türkiye'nin halk oylamasıyla halkın görüşüne başvuruyor olması, bu coğrafyada bir mücevher niteliğindedir. Halkın görüşüne başvurmak, halkın istediği şekilde hükümeti inşa etmek, devletin yönetilebilmesini sağlamak, Türkiye'nin demokrasisi, ekonomisi ve refahı için büyük kuvvet olduğu gibi Türkiye'nin milli güvenliğinin de birinci dereceden teminatıdır."

- "Türkiye'nin yepyeni bir yazılıma kavuşması lazım"

Geçmişte "Cumhuriyetin birtakım bekçileri vardır." ifadelerinin kullanıldığını ve o bekçilerin hep halka karşı faaliyet yürüttüğünü anlatan AB Bakanı Ömer Çelik, "Artık Türkiye öyle safhalardan geçmiştir ki çok netleşmiştir bu, cumhuriyetin gerçek sahibi cumhurdur. Cumhuriyetin, cumhurun dışında, cumhurun üstünde cumhura rağmen herhangi bir koruyucusu ve kollayıcısı olması gibi bir şey söz konusu değildir. Bu gideceğimiz 16 Nisan'daki halk oylaması bu bakımdan çok kıymetli. Türkiye, meşrutiyetten beri bir sistem değişikliğini tartışıyor. Bu sistem değişikliğini gerçekleştirmek, daha iyi bir yönetim modeli ortaya koymak için büyük bir gayret gösteriyor. Geldiğimiz noktada, Türkiye'nin artık 20. yüzyılın devlet yazılımıyla 21. yüzyılda büyük büyük roller oynaması mümkün değildi. Türkiye'nin yepyeni bir yazılıma kavuşması lazım. Anayasa da bu demektir aslında." değerlendirmesini yaptı.

AB Bakanı Ömer Çelik, 16 Nisan'dan sonra vatandaşların "Evet" oylarıyla hayata geçecek düzenlemeyle, halk iradesinin güçleneceğini belirterek, "Bu Türkiye'nin yaklaşık olarak 150-200 yıldır aradığı bir şeydir. Daha pratik, daha esnek, etrafımızdaki bu gelişmeler karşısında Türkiye Cumhuriyeti'ni bütün bu dalgalı denizlerde daha sağlıklı bir şekilde yüzdürebilecek, etrafımızdaki sakıncalardan koruyabilecek bir devlet yönetimini, bir hükümet modelini ortaya çıkması söz konusu olacak. O nedenle bugünler, tarihi günlerdir. Bugünlerde görev alan arkadaşlarımız tarihi bir rol icra ediyor. İnşallah her şey yolunda gidiyor, Adana'da da moralimiz yerinde. Her geçen gün taş üstüne taş koyularak, sabırla buna devam ediliyor." ifadesini kullandı.

- "Kimse vatandaşı 'denize dökerim' diyemez"

Halk oylamasında "evet" diyecek vatandaşlar gibi "hayır" kararı vereceklerle ve karasızlarla da bir araya geldiklerine dikkati çeken AB Bakanı Ömer Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Türkiye Cumhuriyeti'nde herkes birinci sınıf vatandaştır. Siyasi görüşü veya tercihi ne olursa olsun, hiç kimse Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını, tercihinden dolayı bir CHP milletvekilinin kafasının arkasındaki o halk, demokrasi ve cumhuriyet karşıtı görüşü ortaya koymasında olduğu gibi 'denize dökerim' diyemez. En çok rejim tartışmasından bahsedenler onlar ama rejimin değiştirildiği 1960 ihtilalinin arkasında onlar vardı. Rejimin temeli cumhuriyettir, cumhuriyetin esası cumhurdur. Rejim değişikiliği, cumhuriyetin içinden cumhurun yetkisini çalmak demektir. Esasında vatandaşlarımızın belli bir yönde tercih kullanmaları halinde onları denize dökeceklerinden bahsetmeleri bir rejim değişikliği teşebbüsüdür. Vatandaşlar, demokratik bir ülkede oylarından dolayı yargılanamaz, tehdit edilemezler. Bunlar, vatandaşlarımızı 'evet' vermeleri halinde tehdit ediyorlar, denize dökeceklerinden bahsediyorlar. Sonra bunu devrimcilikle, cumhuriyetçilikle izah ediyorlar. Böyle bir cumhuriyetçilik anlayışı, demokratik bir cumhuriyetçilik anlayışı değildir."

CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt'un "Denize dökeriz" açıklamasına ilişkin eleştirilerini sürdüren AB Bakanı Ömer Çelik, "Bir kişinin, vatandaşlarımızı herhangi bir şekilde, şu veya bu yönde denize dökeceğinden bahsetmesi, esasında rejim değişikliği zihniyetinin dik alası demektir. Türkiye'de 'hayır' diyen vatandaşlarımızın da ayağına gidiyoruz, onlarla da paylaşıyoruz. Netice itibarıyla bu bir parti meselesi değil, devlet meselesidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği meselesidir. Sabırla ilerleyeceğiz, taş üstüne taş koyacağız." ifadesini kullandı. 

Kaynak: AA


Diğer Etkinlikler

Image
 
Image
 
Image
 
Image
 
Image
 

Güncelleme: 17/05/2017 / Hit: 1,240