ENGLISH
  Güncelleme: 10/06/2015

AB Bakanı ve Başmüzakereci Büyükelçi Volkan Bozkır’ın Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye İlerleme Raporu Kararı Hakkındaki Basın Toplantısında Yararlandığı Konuşma Notu

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI VE BAŞMÜZKAERECİ BÜYÜKELÇİ VOLKAN BOZKIR’IN

AVRUPA PARLAMENTOSU’NUN TÜRKİYE İLERLEME RAPORU KARARI HAKKINDAKİ

BASIN TOPLANTISINDA YARARLANDIĞI KONUŞMA NOTU

10 HAZİRAN 2015

Ülkemizin Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde kaydettiği gelişmeleri ele alan, Avrupa Parlamentosu’nun 2014 Türkiye İlerleme Raporu’na dair kararı Strazburg’da AP Genel Kurulu'nda bugün (10 Haziran 2015) yapılan oylama ile kabul edilmiştir.


Avrupa Parlamentosu her yıl, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye İlerleme Raporu hakkındaki görüşlerini bir kararla açıklar. Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’ye ilişkin bugünkü kararı da esas olarak 8 Ekim 2014 tarihinde Avrupa Komisyonu’nun yayımladığı Türkiye İlerleme Raporu’na ilişkin görüşlerini açıkladığı bir karar metnidir. Dolayısıyla, bu kararın, her yıl kabul edilen rutin bir belge olduğunu belirtmek isterim.


İlk taslağı AP’nin Türkiye Raportörü Hollandalı Sosyal Demokrat Milletvekili Kati Piri tarafından kaleme alınan bu karar, AP Dış İlişkiler Komitesi’nde (AFET) AP üyeleri tarafından, bugüne kadar verilen en çok sayı olan 442 adet değişiklik önergesi temelinde iki kez görüşüldükten sonra AP Genel Kurulu’na sunulmuştur. Rapora Genel Kurulda da 38 değişiklik önergesi verilmiştir.


Öncelikle, bu kararın ilk taslağını hazırlayan ve sürecin eşgüdümünü sağlayan Raportör Sayın Kati Piri'nin objektif ve dengeli bir karar kabul edilmesi için ortaya koyduğu çabalarını takdirle karşıladığımızı belirtmek isterim.


Siyasi beyan niteliğinde olan ve hukuki bağlayıcılığı da bulunmayan AP Kararlarını, 28 Avrupa ülkesinden 751 milletvekilinin iradesini yansıttığını düşündüğümüz için, AB ile yürüttüğümüz üyelik müzakereleri temelinde objektif ve adil olmak kaydıyla her zaman ciddiyetle takip ederiz.


Kararların hazırlanma sürecinde katkılarımızı AP ile paylaşırız. Kararın, objektif ve dengeli biçimde kabul edilmesi için girişimlerimizi her yıl yaparız. Bu yıl da Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Başbakanımızın, benim, Dışişleri Bakanımızın görüşmelerinde, 17-18 Mayıs 2015 tarihinde Türkiye-AB 53. Ortaklık Konseyi toplantısı vesilesiyle bulunduğum Brüksel’de Dışişleri Bakanımızla birlikte bu konudaki görüşlerimizi AB’deki muhataplarımızla paylaştık. Ülkemizin hassasiyetlerini ve endişelerini vurguladık ve dikkate alınmasını istedik.


Ben son olarak 30 Mayıs 2015 tarihinde Raportör Sayın Kati Piri ile İstanbul’da görüştüm ve görüşmemizin ardından ülkemiz için en çok hassasiyet taşıyan hususları düzenlediğim basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaştım. Bu hususları, 1 Haziran 2015 tarihli mektubumla bir kez daha AP Başkanı Sayın Martin Schulz’a, AP Dışişleri Komisyonu Başkanı Elmar Brok’a ve AP’deki siyasi grupların liderlerine ilettim.


Bu vesileyle, hassasiyetlerimizi bir kez daha tekrarlamayı yararlı görüyorum. Avrupa Parlamentosu’nun 1915 olayları hakkında 15 Nisan 2015 tarihinde kabul ettiği karara bir atıf yapılması halinde, PKK’nın AB’nin terör örgütleri listesinden çıkarılması çağrısının kararda yer alması halinde ve katılım müzakerelerimizi engelleyici nitelikte müzakere fasıllarımızın açılmalarını engelleyici ifadelerin kararda yer alması halinde, bu kararı kabul edilemez bularak, Avrupa Parlamentosu’na iade edeceğimizi daha önce duyurmuştum. Bu hususlar, bazı AP üyelerince verilen değişiklik önergeleriyle karar metnine sokulmak istenmiştir.


Bunlardan sadece 1915 olaylarına ilişkin atıf karara girmiştir. Hassasiyetini vurguladığımız diğer iki husus karara girmemiştir.


Şimdi öncelikle, Avrupa Parlamentosu’nun bugün kabul ettiği karar hakkında genel bir değerlendirmemi ve dikkat çekici bulduğumuz bazı hususları daha önce üzerinde hassasiyetle durduğumuz noktalardan bağımsız olarak sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bugün kabul edilen kararda, AP’nin, geçen yılki kararında olduğu gibi, bu sene de Türkiye’nin müzakere sürecine verdiği desteği yinelediğini görmek olumludur. Ancak, Türkiye, katılım müzakereleri çerçevesinde yükümlülüklerini yerine getirmekte olan bir aday ülke olarak, katılım müzakereleri önündeki siyasi engellerin bir an önce sona ermesini AB tarafından ve üye ülkelerden beklemektedir.


Kararda, 23-Yargı ve Temel Haklar faslı ile 24-Adalet, Özgürlük ve Güvenlik faslına ilişkin açılış kriterlerinin Türkiye’ye iletilmesi için geçen yıllarda Konsey’e yapılan çağrının bu yıl da yenilenmesini ve bu fasıllarda müzakerelere başlanması çağrısını, Ekonomik ve Parasal Politika, Sosyal Politika ve İstihdam, Kamu Alımları, Rekabet ve Enerji fasıllarında ilerleme sağlanmasına vurgu yapılmasını kayda değer buluyoruz.


Bu çağrıların artık vakit kaybetmeden karşılık bulması ve Konsey’in gerekeni yapması katılım müzakerelerinin de karşılıklı güven içinde yürüyebilmesi bakımından elzemdir. Aksi takdirde bu çağrıların somut sonuçları olmayan iyi niyet beyanlarından öteye gitmediği yönünde kamuoyunda oluşan algı da kuvvetlenmiş olacaktır.


Kararda ayrıca, Türkiye ile AB arasında yüksek düzeyli ekonomik diyalogun tesis edilmesi gerekliliğinin vurgulanması önemlidir.


Dışişleri Bakanımızın Dış İlişkiler Konseyi toplantılarına davet edilmesi hususunun karar metninde vurgulanmasını ortak tehditlere karşı işbirliği içinde mücadele edilmesi noktasında önemli buluyoruz. Türkiye ve AB arasında dış politika alanında varolan işbirliğinin bu gibi mekanizmalarla daha da derinleştirilmesi sadece Türkiye ve AB ilişkilerine değil bölgemizde istikrar ve güvenliğin sağlanmasına da katkı sağlayacaktır.


Raportör Kati Piri’nin yapıcı gayretleri neticesinde ülkemizde gerçekleştirilen reformlara ve siyasi ekonomik dönüşüme Rapor’da yer verildiği görülmekle beraber bazı malum çevrelerin etkilerinin ve siyasi mülahazalarının da raporda yer alan değerlendirmelere ve raporun lafzına ve ruhuna olumsuz şekilde etki ettiğini müşahede ediyoruz.


Özellikle ülkemizde ifade ve basın özgürlüğü konusunda kısıtlayıcı bir anlayışın varolduğu yönünde haksız bir iddia sıklıkla dile getirilir olmuştur. Oluşturulmak istenen bu yanlış algı her şeyden önce ülkemizin siyasi reformlar alanında kaydettiği ilerlemeleri yok saymaktadır. Anayasayla güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğü alanında 3. ve 4. yargı reform paketleri ile önemli adımlar atılmıştır.


Bu noktada Karar metninin bazı çevrelerce oluşturulmak istenen bu yanlış algıya hizmet edecek ifadeler içerdiğini üzüntü ile müşahede etmekteyiz.


Kararda, Türkiye'nin stratejik konumuna,  jeopolitik önemine dikkat çekilmiş ve AB ile Türkiye arasında dış ve güvenlik politikası meseleleri ile ilgili olarak yüksek düzeyli istişare ve diyalogun önemine vurgu yapılmıştır.


Kararda PKK terör örgütünün AB’nin terör listesinde yer aldığına dair ifadenin, verilen değişiklik önergelerine rağmen korunmuş olması olumludur.


1 Mart 2014 tarihinde Hükümetimizce kabul edilen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı’nın Karar’da yer alması tarafımızca olumlu olarak değerlendirilmektedir. Eylem Planı ile Hükümetimiz, Yargı ve Temel Haklar Faslı’nın önemli gerekliliklerinden birini daha karşılamış ve siyasi olarak engellenen fasıllarda dahi reform kararlılığını sürdürdüğünü bir kez daha göstermiştir.


Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru mekanizması hakkındaki olumlu vurgu reform sürecimizdeki kararlılığımızın bir diğer göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.  


Ancak söz konusu kararda, gerek yargı reformu, gerekse temel hak ve özgürlükler alanında yaptığımız bazı önemli reformların yer almaması tarafımızca üzüntüyle karşılanmıştır.


Bunun yanısıra, İç Güvenlik ve Özgürlüklerin Korunması Paketi gibi birçok
AB üyesi ülkeyle paralellik arz eden kanun değişikliklerinin henüz uygulamaya yansımaları dahi görülmeden endişe ile karşılanması, Türkiye’ye karşı var olan önyargılı bakış açısının açık bir örneği olmuştur.


Kararın, Kıbrıs meselesi ile ilgili olarak müzakerelere başlanmasının
olumlu yönüne vurgu yapmakla beraber bir bütün olarak tek taraflı bir bakış açısının izlerini muhafaza ettiği görülmektedir. AP'nin tek taraflı bakış açısıyla Ada'da yeni başlayan müzakere sürecine olumlu bir katkı yapması güçtür.


Yukarıda genel bir değerlendirmesini yaptığım karar, geneli itibarıyla
Türkiye-AB ilişkileri için bir referans belgesi olma niteliğini haiz olmakla birlikte, gerek Raportör Sayın Piri’nin ve gerek bizim çabalarımıza karşın, Türkiye-AB ilişkilerine zarar vermeyi kendilerine misyon edinmiş bazı çevrelerin girişimlerinin bu kararı temel amacından somut bir noktada saptırdığını görüyoruz.


Maalesef, AP Genel Kurulu’ndaki son oylama esnasında kabul edemeyeceğimiz bir unsur karara dâhil edilmiştir.


Kararda, Avrupa Parlamentosu'nun 15 Nisan 2015 tarihli ve 1915 olayları konulu kararına atıf yapılmıştır. Böylelikle AP, 15 Nisan tarihinde yaptığı vahim hatayı bir kez daha tekrarlama gafletinde bulunmanın ötesinde
Avrupa Komisyonu’nun Türkiye İlerleme Raporu’na ilişkin bir karara bu atfı dâhil ederek kabul edilemez bir tavır daha sergilemiştir.


AP Genel Kurulu’nun bugün aldığı Türkiye kararında atıfta bulunduğu “1915 olayları konusunda 15 Nisan tarihli kararını”, Türkiye, tarihi ve hukuki gerçeklerle bağdaşmadığı için yok hükmünde değerlendirmiş ve Avrupa Birliği nezdindeki Daimi Temsilcimiz zarfını dahi açmadan kararı AP’ye iade etmişti.


AP’nin bugünkü kararını da kabul edilemez olarak değerlendiriyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak bu kararı AP’ye iade etme kararı almış bulunuyoruz.


AP’nin 1915 olayları hakkındaki iftiralarına da tekrar yanıt vermeyi gerekli görmüyoruz. Bu konuda daha önce yapılmış açıklamalarımız geçerliliğini korumaktadır.


Esası itibarıyla yaşanabilir bir rapor olarak değerlendirebileceğimiz veAvrupa Birliği ve Avrupa Parlamentosu ile ilişkilerimizin geleceğine ışık tutabilecek olan bu kararın, yukarıda değindiğim unsur nedeniyle artık bizim için kabul edilemez hale gelmesinden üzüntü duyuyorum.


Bu koşullarda, AP’nin Türkiye’ye ilişkin olarak her yıl kabul ettiği rutin kararlarından biri ilk kez AP’ye iade edilmiş olacaktır.  


Tarihi çarpıtarak atılan iftiraların ve husumet üretmeye yönelik tutumların Türkiye-AB ilişkilerine zarar vermesi kaçınılmazdır. Avrupa Parlamentosu, bu kararıyla Türkiye ile olan ilişkilerine büyük zarar vermiştir.


Avrupa Parlamentosu’na, ilişkilerimize verdiği bu zararı düzeltme konusunda büyük bir sorumluluk düşmektedir.


Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye hakkındaki kararlarının amacı, Türkiye ve AB arasında ilişkileri, etkileşimi, diyalogu geliştirmek olmalıdır. Ancak, AP’deki bazı çevreler ortak hedefler için çaba göstermek yerine, tarihi çarpıtmayı, Türkiye’ye iftira atmayı, Türkiye’nin önünü kesmeyi alışkanlık haline getirirlerse, kabul ettikleri bu gibi kararlar bizim için her zaman kabul edilemez nitelikte olacaktır.


Bu gibi önyargılı siyasi tutumları içeren kararlar sadece Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecine değil Avrupa’nın inşa sürecine de hiçbir katkı sağlamaz, sadece tarihin karanlık sayfalarında ait oldukları yeri alırlar.


Daha önce de ifade ettiğim gibi, yüz milyonlarca Avrupalıyı temsil eden Avrupa Parlamentosunun görevi tarih yazmak değil, Avrupa’da bugün karşı karşıya olduğumuz sınamalar karşısında gerçekçi ve kalıcı çözümler üretmektir. Bütün çözümlerin yolu da Türkiye’den geçmektedir.


Alınan bu kararla AP’de hakim olduğunu gördüğümüz vizyon yoksunu anlayışa rağmen, vatandaşlarımızın daha da yüksek demokrasi ve hayat standartlarına kavuşabilmesi her zaman olduğu gibi bundan sonra da temel hedefimiz olacaktır.


Ancak, bu tutumumuzun Avrupa Birliği nezdinde de desteklenerek, müzakere sürecinin olağan seyrinde devam edebilmesi için hâlihazırda siyasi blokaja tabi olan fasılların müzakerelere bir an önce açılması gerekmektedir.
Aksi takdirde Avrupa Parlamentosu tarafından yapılan eleştirilerin samimiyeti ve objektifliği milletimiz nezdinde sorgulanmaya devam edecektir.


Hukuki bağlayıcılığı olmayan ve siyasi beyan niteliği taşıyan bu karardaki yapıcı eleştirileri önümüzdeki dönemdeki çalışmalarımızda dikkate alacağız. Haksız olduğunu düşündüğümüz ya da eksik bilgiye dayalı değerlendirmelere ilişkin görüşlerimizi de AP’deki muhataplarımızla paylaşacağız.


Her zaman olduğu gibi AB ile işbirliğimiz ve katılım müzakereleri en önemli önceliklerimizdir. Avrupa ailesinin doğal bir parçası olan Türkiye için stratejik bir hedef olan AB üyeliği, tarihin ve coğrafyanın gerekliliğidir.





Güncelleme: 10/06/2015 / Hit: 4,374